mehmetguclu2603 @ gmail.com

ATAERKİL’den…ÇOCUKERKİL’e…

Günümüz hayat ölçünlerinde ve şartlarında çocuk yetiştirme adına aile büyüklerine çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu anlamda ailelerin üstlendikleri rollere uygun davranabilmeleri oldukça önemlidir. Her fırsatta dile getirdiğimiz gibi sağlıklı ve kadim toplumların temeli, sağlam aile yapılarından geçmektedir. Bunun için de yapılması gereken en elzem husus; aile içi saygıyı tesis edebilmektir. Safi sevgi; insanların aile içi ve kişiler arası ilişkilerde bireysel sınırları aşmalarına, hatta yok edebilmelerine sebebiyet vermektedir.

Türk aile yapısındaki bu bozulmaların temelinde, insanlarımızın zaman içerisinde artan refah seviyelerini, aile içi iletişimlerine sağlıklı bir şekilde aktaramadıklarına bağlayabiliriz. Çünkü geri kalmış toplumlarda aile bağlarının gelişmiş toplumlara nazaran daha sağlam olduğunu net bir şekilde görebilmekteyiz. Özellikle ekonomik anlamda rahatlayan ailelerde çocuklar, her türlü istek ve ihtiyaçlarına hiçbir emek harcamadan anında sahip olabilmektedirler. Özellikle emeksiz elde edilen birçok istek, insanları kısa süreli yapay bir mutluluğun ardından ister istemez manevi bir doyumsuzluğa itebilmektedir. Ne kadar çarpık ve acı bir durum değil mi? İnsanoğlu her istediğine, istediği anda sahip olabilirken gerçek hazzı ve mutluluğu yaşayamamaktadır.

Son çeyrek asırda toplumumuzda yaygınlaşan şehirleşme süreci, aile içi ilişkileri de olumsuz yönde etkilemiştir. Aile bireyleri arasında doğal olarak var olması gereken birlik, beraberlik ve dayanışma duygularının yerini bu süreçte aile içi bireysel menfaatler almıştır. Özellikle şehirleşme süreciyle kadının çalışma hayatına katılmasıyla aile büyükleri, çocuk yetiştirmedeki sorumluluk ve görevlerini bir başkasına ya da başka kurumlara yüklemişlerdir. Bu durum da ister istemez zamanla aile bağlarının çözülmesine ve zayıflamasına sebebiyet vermiştir. Anne ve babalar, çocuklarında manevi yönden oluşagelen bu boşluğu ise onların isteklerini anında karşılamak suretiyle doldurmayı hedeflemişlerdir.

Aile yapılarını derinden etkileyen ve yapının yozlaşmasına katkı sağlayan diğer bir etken ise hiç kuşkusuz ki denetimden son derece mahrum olarak ilerleyen kitle iletişim araçlarıdır. Özellikle ülkemizde yayımlanmakta olan birçok izlence ve dizi; bilinen yıllanmış, gelenekselleşmiş Türk aile yapısına hitap etmekten çok ötelerde, kendi dünya temalarını işlemektedirler. Bu sergilenmekte olan izlence ve diziler Türk aile yapısına hitap etmediği gibi aile yapılarını olumsuz yönde etkilemekte ve yozlaştırmaktadır.

Sonuç olarak çocuklarımıza iyilik yaptığımızı düşünerek onlara karşı göstermiş olduğumuz aşırı hassasi durumlar, aslında çocuklarımızın bize tam bağımlı olarak yetişmesine sebebiyet vermektedir. Farkında olmadan cesaretsiz, yetenekleri zamanla körelmiş, toplumdan kopuk, gerçekliklerden uzak bireyler oluşturmaktayız.